Türk moda endüstrisi sosyal uygunluğun ön saflarında yer alıyor

Türk moda endüstrisi sosyal uygunluğun ön saflarında yer alıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Küresel tedarik zincirlerinde sosyal ve çalışma koşullarını iyileştirmeyi amaçlayan The Social & Labor Convergence Program (SLCP), Türk tekstil sektöründeki paydaşlarla ikinci kez Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği ev sahipliğinde bir araya geldi.  

Sosyal uygunluk ve sürdürülebilirlik çalışmalarına büyük önem verdiklerini söyleyen Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Burak Sertbaş, “Uzun yıllardan bu yana yaptığımız çalışmalarla firmalarımız sürdürülebilirlik yönetimi ve karbon yönetimi, planlama ve üretim süreçleri, sosyal uygunluk kapasitelerinin güçlendirilmesinde büyük bir yol kat etti. İlk olarak 2019 yılında SLCP tanıtımına ev sahipliği yaptığımız bu eğitimin dördüncüsünü düzenledik. EHKİB olarak SLCP ile ortak çalışmalara ve iş birliğine her zaman hazırız. SLCP Doğrulaması Ticaret Bakanlığı İhracat Destekleri ‘Pazara Giriş Belgeleri’ arasına alındı. Tekstil ve konfeksiyon sektörlerinde sürdürülebilirlik, sosyal uygunluk konuları sektörümüzün en önemli meselelerinden biri ve müşterilerimizin de buna bağlı olarak sosyal uygunluk sertifikası talepleri olmaktadır.” dedi.

Başkan Sertbaş, “Ancak, sıkıntı da burada başlıyor; müşterilerimizin farklı sertifika talepleri sonucunda çok sayıda farklı denetim süreçlerinden geçmemiz gerekiyor. Bu durum zaman ve finansal açıdan önemli kayıplara neden olmaktadır. Bu nedenle, tekstil ve hazır giyim sektörlerinde hem markalara hem üreticilere getirdiği yük gittikçe artan sosyal denetimleri tek bir platformda toplayarak maliyetlerin azaltılmasını ve kaynakların daha etkin kullanılmasını sağlamak üzere başlatılan bir ortak girişim olan SLCP’nin burada gerçekleştirdiği etkinlik çok önemli. Sektör olarak çalışma koşullarına, etik konulara ve çevreye olan etkimize her zaman öncelik veriyoruz ancak firmalarımızın denetim yorgunluğuyla mücadelesi de önemli. Bu kapsamda SLCP’nin sektörümüze olumlu katkı sağlayan bir platform olduğunu düşünüyoruz.” diye konuştu.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Devamını Oku

Mehmet Günsür Hayat Felsefem İnsanları Mutlu Etmek

Mehmet Günsür Hayat Felsefem İnsanları Mutlu Etmek
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Moderatörlüğünü Can Başak’ın yaptığı söyleşide, Mehmet Günsür kendinden bahsederek sözlerine başladı. Günsür:
Fatih benim ilgimi çekiyor. Müjdat Gezen’in de jenerasyonunda çok önemli sanatçılar yetişmiş. O dönemlerde Vatan Hastanesi doğumlar için önemliymiş. Ben de orada doğdum. Annemler Ankaralı, o yüzden sürekli bir gidiş geliş vardı. Annemler ben doğmadan İstanbul’a gelmişler. Babam ODTÜ’den, Dil Tarih’ten… Ama ben hiç Ankara’da yaşamadım.

“İlk oyunculuk deneyiminizi ne zaman yaşadınız?”

Halam Nilgün Hanım, ben beş altı yaşındayken beni bir reklamcı arkadaşının yanına götürdü ve ben ilk margarin reklamında oynadım. Bütün aile geçtik ekranın başına. Okul bahçesinde çember çeviren çocuklar vardı reklamda. O reklamda gölge olarak geçen çocuk bendim. Sonra margarin reklamında başrol oldum.

Geçmiş Bahar Mimozaları… 9 bölüm, TRT için sinema tadında çekilen bir diziydi. Görüntü yönetmenimiz Kaptan Kusto’nun görüntü yönetmeniydi. Beyaz Gelincik dizisinde yeniden çalışma imkânı buldum kendisiyle. 12 yaşında neyin ne kadar farkındaydım, bilmiyorum ama yıllar sonra baktığım zaman Müşfik Kenter ile sabah sahne sırası beklerken yatakta uyuduğumuz bir fotoğraf var. Sinema tozunun alındığı zamanlar.

“Hamam filminin kariyerinizdeki yeri nedir?”

Sonra büluğ çağı başlıyor. Zor günler, değişen yüz ve sivilceler. Sonra birkaç minik reklam oldu ve Hamam filmine kadar geldi. Ben o dönemde bir restoran işletiyordum. Roksy’de, jaz kulüp ve o dönemlere damgasını vurmuş mekândı. Biz o mekânda çaldık ve birçok mekânda üniversite şenliklerinde müzik grubumuzla çıktık. Biz rock müzikle ilgileniyorduk. Gitar dalgasıyla biz de kendimizi bulduk. Grubun bütün üyeleri bir ülkeye gidince bana restoran kaldı. Roksy’de çalışırken, o mekânın bir kardeş barı vardı. Oradaki arkadaşım aynı zamanda Hamam filminin figürasyon sorumlusuydu.

Ferzan Özpetek bir türlü başrol oyuncusuna ikna olamamıştı ve aramaya devam ediyordu. O arkadaşım neden bir deneme çekimi yapmıyorsun dedi ve biz Ferzan Özpetek ile bir deneme çekimi yaptık ve öyle tanıştık. Benim saçlarım belime kadardı. Ben kendimi Memo olarak tanıtırım, Ferzan ile ilk tanıştığımızda ben kendimi böyle tanıttığımda şaşırdı. Sonra anladım ki, filmdeki karakterin adı Mehmet ve kendisini Memo olarak tanıtıyordu. Bana saçlarımı kesip kesmeyeceğimi söyledi, bir dakika dedim ancak sonra kestim. O kararı verdim ve iyi ki de vermişim.

“Sanırım Hamam filminden sonra oyunculuk kariyerinize karar veriyorsunuz.”

Evet, kesinlikle o filmden sonra ben sadece bu işi yapmak istiyorum dedim. Restoran da müzik de bitti ve ben sadece oyuncu olarak yoluma devam ettim. Film İtalya’da ve dünyada büyük ilgi gördü. Hamam sayesinde bir sene Türkiye’de kaldım. Hamam benim ilk sinema filmim. Böyle bir filmle başlayınca bu çıtayı Türkiye’de tutturmak zor. İtalya’dan bir teklif geldi, Hamam sayesinde, bir tiyatro oyunu. Ben o oyunla İtalya’ya gittim ve dört yıl boyunca turne yaptım. Annem ve babam her zaman çok destek oldular. Biri mühendis, diğeri öğretmen ama sanat damarları gelişmişti. İstanbul Film Festivali’nde bir Fellini serisi vardı ve annem beni götürmüştü.

“O oyundan sonra mı İtalya’da yaşayacağım dedin?”

İtalya’da dört yıl boyunca bir oyunda oynadım. Turne yaptık çok fazla. Oyunun bu zaman zarfında bütün kadrosu değişti ancak ben kaldım ve yeni gelenleri eğittim. İtalyan Lisesi mezunu olduğum için hep kafamın bir yerinde İtalya’da yaşayacağım diyordum. Şu an Roma’da yaşıyorum. Orada bir ajansla birlikte çalışıyorum ve bir anda Fas’ta İsa’nın bir havarisi olarak buldum kendimi. Evlendim, eşim de belgeselci ve yönetmen. Hatta bir film sayesinde tanıştık, bir aşk filmiydi.

“Kariyer yönetmek konusunda çok iyi olduğunuzu düşünüyorum.”

Ben işin hiçbir zaman magazin kısmıyla ilgilenmedim. Bir oyuncu olarak birinin beni seyretmesini istemiyorum set dışında. Ben insanları seyretmek istiyorum fark edilmeden. Meşhur olma durumu tabii biraz zemininizle de alakalı. Ailem beni çok iyi yetiştirmiş, zemin sağlam olunca… Her zaman öğrenci olduğumu düşündüm hayatta, hiçbir zaman oldum bittim dememeli insan. Meşhur olmak günümüzde çok kolay. Televizyonda her gün beş dakika vesikalık fotoğrafınızı gösterseler meşhur oluyorsunuz. Ama benim ilgilendiğim bir taraf değil. İtalya’da çok meşhur bir insan değilim ama olsam da ilgimi çekmezdi. Orada daha olgun bir ilginin olduğunu söyleyebilirim. Orada global bir şehir olduğu için ünlü insanların sokakta sakin dolaşabildiğini görüyorum.

“Muhteşem Yüzyıl’da rol aldınız. Türkiye’deki projelerde de rol alıyorsunuz.”

Muhteşem Yüzyıl, Türkiye’nin dünyaya ve birçok ülkeye yayılan ilk dizisi oldu. Arjantin’den Endonezya’ya, Afrika’dan Belgrad’a her gün mesaj geliyor. Ne mutlu bana, oradaki insanların kalbine dokunmuş olmak. Bu işi bunun için yapıyorum zaten.
Söyleşi Moderatör Can Başak’ın sorularının ardından seyirci sorularıyla devam etti.
“Her rolünüzde bambaşka bir kişilik görüyoruz. Bu profesyonelliğin sırrı nedir?”
Benim en sevdiğim süreç, hazırlık sürecidir. Elinize bir senaryoyu alıp okumaya başladığınızda, o kağıt üzerindeki karakter yavaş yavaş ete kana bürünmeye başlıyor. Sorularla bu karakteri keşfetme süreci, benim için çok heyecanlı ve tutkulu geçiyor. Sanırım o yardımcı oluyor bir şekilde. Her karakter farklı ve her karakter derin. En yüzeysel karakterler bile kendi derinliğinde var oluyor. Çünkü insanı anlatıyoruz.

“Hayata bakışınızı merak ediyorum.”

Aslında insan büyüdükçe yaşam felsefesi de bir şekilde değişiyor. Daha önceden adını koyamadığın ama yaptığın birçok şeyi neden yaptığını düşünüyorsun. Çocuklarıma şunu söylüyorum, biz bu dünyaya dans etmek ve şarkı söylemek için geldik, diyorum. Benim için çok sihirli olan bir şey var, memnun etmek ve iyilik etmek. Sadece canlandırdığın karakterlerle de ilgili olabilir, kalplere dokunmak dedik ya, birine bir mutluluk verebiliyorsan, onun hazzı çok büyük. Kafamda şirinlik yapmalıyım diye bir şey yok ama insanlara iyi davranmak, onlara hoş hisler vermek beni en çok mutlu eden şey. Sanırım böyle bir yaşama bakış açım var. Tabii ki politik görüşlerim de var, tabii ki sevgi barış ve empati kavramlarını önemsiyorum. Sorumluluk sahibi olmak ve iyilik yapmayı önemsiyorum. Hayattaki yolculuğumuz, önce kendimizi iyi anlamakla başlıyor. İnsanın kendiyle barışık olması, sanatını iyi yapması için çok önemli… İşini iyi yapan insanlarla çalışmak her zaman keyifli olur.

“Uzun süredir sizin projelerinizi takip ediyorum. İnsanlar artık sizin filminize gittiğinde, çok iyi hazırlanmış bir projeye gittiklerini düşünüyorlar. Çok iyi projelerde bu bakımdan sizi görüyoruz. Bütün iyi projeler size geliyorsa ya da siz iyi projeleri seçiyorsanız, genç ve yetenekli oyuncular sizin hakkınızda ne düşünüyor?”

Aslında bütün iyi projelerde varım gibi bir şeyi düşünmüyorum. Buraya gelene kadar birçok başka projede de oynadım. Benim seçimim, bana bir teklif geliyor, senaryoyu okuyorum ve tamamen içgüdüsel bir karar veriyorum, ilk başta ben de para kazanmak için kabul ettiğim projeler de oldu tabii ki, ama şanslıyım, gelen projeler çok kötü projeler değildi. Ama dediğim gibi içgüdüsel bir karar veriyorum.

Ya beni heyecanlandırıyor ya da korkutuyor. Senaryoyu okuduğum andan itibaren böyle karar veriyorum. Ama bir yandan da şans elbette. Her proje, belki kötü diyebileceğim projeler de olabilir, oyuncuya birçok şey öğretir. Bütün projeler bir antrenman sahası. Bir yerden sonra bir şeyler kanıtlanmış oluyor ki, sana öyle roller geliyor.

Ben burada yaşamadığım için, benden daha fazla ekranlarda gördüğünüz yüzler var. Aslında bu her ülkede böyle galiba. Bir projede insanların aklına ilk onlar geliyor. Bir şekilde kendinizi ispat edeceğimiz bir şans yakalamışsanız, ondan sonra gelen teklifler o projeye bakarak geliyor. Riske girmek istemedikleri için sizi sadece o rollerde de görmek isteyebiliyor yapımcılar. Aslında bu soru biraz yapımcılarla ilgili.

“Genç oyuncu adaylarına ne önerirsiniz?”

Bir oyuncu adayının kendini iyi yetiştirmesi gerekiyor. Türkiye’de de birçok önemli oyuncu koçu geliyor, atölyeler düzenliyorlar. Benim zamanıma göre daha çok imkân olduğunu düşünüyorum. Bir şeye ne kadar çok mesai harcıyorsanız, o alanda iyi oluyorsunuz. Günümüz tiktok dünyası, hap gibi, bir an önce ve hemen olsun, isteniyor. Ancak öyle olmuyor, kendini yetiştirmek, mesai harcamak gerekiyor. O yüzden en önemli şey öğrenmek, öğrenmek, öğrenmek…
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Devamını Oku

Çiğlili Sporseverler Sağlıklı Beslenme Seminerinde Buluştu

Çiğlili Sporseverler Sağlıklı Beslenme Seminerinde Buluştu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kutlama programı doğrultusunda, Uzman Diyetisyen Özdegül Baştürk ile Celal Bayar Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Antrenörlük Eğitim Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Sinan Seyhan’ın konuşmacı olarak katıldığı “Sporcu Beslenmesi, Spor Yaralanmaları ve Tekrar Antrenmana Dönüş” konulu seminer, Çiğli Belediyesi Meclis Salonu’nda gerçekleşti. Etkinliğe birçok antrenör ve sporcu katıldı.

Özdegül Baştürk: “Dengeli beslenme önemli”

Sporcu beslenmesi konusunda konuşma yapan Uzman Diyetisyen Özdegül Baştürk, sporcuların beslenme konusunda bazen hataya düşebildiğini ve bu nedenle de dikkatli olmaları gerektiğini kaydetti. Baştürk, “Öncelikle bizleri 19 Mayıs gibi değerli bir etkinliğin çatısı altında buluşturan Çiğli Belediye Başkanı Sayın Onur Emrah Yıldız’a teşekkür ediyorum. Sporcular performanslarını artırmak ve yaralanmalarda hızlı iyileşmeyi sağlayacak şekilde beslenmelidir. Normal bir beslenme düzeninde protein, karbonhidrat ve yağlar bir arada olmalıdır. Bunun yanında egzersiz sırasında enerji harcanması nedeniyle de enerjiyi geri alacak besinlerin tüketilmesine dikkat edilmelidir. Sporcular enerjilerinin yüzde 50 ile 65’ini karbonhidratlardan yüzde 20 ile 30’unu yağdan, yüzde 10 ile 15’ini de proteinlerden almalılar. Sporcular zaman zaman tüm enerjiyi karbonhidrattan alma gibi bir hataya düşebiliyor fakat protein gereksinimi de kesinlikle unutulmamalı. Ağırlıklı olarak patates, mercimek, fasulye ve tam tahıllı ekmek gibi birleşik karbonhidratlar tercih edilmelidir” diye konuştu.

Protein kaynağımızı çeşitlendirmeliyiz”

Her öğünde protein tüketiminin de doğru olmadığının altını çizen Uzman Diyetisyen Baştürk, “Her öğünde et gibi bir proteinin tüketilmesi yanlıştır. Bunun yapılması durumunda halk arasında Gut hastalığı olarak bilinen sağlık sorununa yol açılabilir. Proteinlerin yüzde 50’si hayvansal gıdalardan yüzde 50’si ise bitkisel gıdalardan alınmalıdır. Aşırı protein tüketiminde su kaybı ve başka hastalıklara davet çıkarılabilir. Ayrıca müsabaka öncesinde gaz yapıcı ve bağırsakta uzun süre kalan; kızartma, kuru baklagiller, kuru meyveler, acılı, baharatlı yiyecekler ve çiğ sebzeler tercih edilmemelidir. Müsabaka öncesi son öğün 3-4 saat önce olmalı ve bu öğünde makarna, pilav gibi birleşik karbonhidrat, et ve sebzeli sandviçler, yoğurt, meyve salatası, sporcu içecekleri, meyve suyu gibi ürünler tüketilmeli” ifadelerini kullandı.

Sinan Seyhan: “Antrenörler sakatlanmalara karşı bilinçli olmalı”

Sporcu Sakatlanmaları konusunda konuşmasını gerçekleştiren Celal Bayar Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Antrenörlük Eğitimi Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Sinan Seyhan, “Sporcu yaralanmalarında ilk teşhis ve sınıflandırma çok önemlidir. Birinci, ikinci ve üçüncü derece yaralanmalar vardır. Üçüncü derecede yaralanmalarda; kas zarar görmüş ve şiddetli bir ağrı vardır. Bunun tedavisi de ameliyattır. Yumuşak doku yaralanmalarında da üçüncü derece yaralanma gerçekleştiyse, ya bağlar tamamen kopmuş ya da kopma aşamasına gelmiştir. Dışarıdaki sıcaklık, soğukluk, basınç ve bağıl nem sporcunun sakatlanmasında etkili olabilir. Tüm bu etkenler göz önüne alındığında antrenör ve ekibinin sporcu sakatlanmaları ve ilk yardımı konularında bilgi sahibi olmalıdır” dedi.

Tam olarak iyileşmeden spora dönmemeliyiz”

Sakatlanma sonrasında birçok sporcunun hemen antrenmana dönmek istediğini ancak yeterince iyileşmemiş bir sporcunun ileride daha fazla zarar görebileceğini belirten Doç. Dr. Seyhan, “Antrenörler kadar sporcuların da kendi sağlığını düşünmesi lazım. Olası bir sakatlık sonrasında tüm anlamıyla iyileşmeden tekrar antrenmanlara başlamak yeni ve başka sakatlıklara yol açabilir. Fiziksel aktivitelere dönüş aşamasında dikkatli olunmalı ve tedavi süreci tamamlanmalıdır. 19 Mayıs vesilesiyle bir araya geldiğimiz tüm sporcuların ve antrenörlerin bayramını kutluyor, başarılı ve sağlıklı bir spor yaşamı diliyorum” diye konuştu.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Devamını Oku

Klinik araştırmalar sayesinde yaşam süresi uzuyor

Klinik araştırmalar sayesinde yaşam süresi uzuyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Doç. Dr. Özünal, kanser, diyabet ve tansiyon gibi hastalıkların tedavisi için geliştirilen önemli ilaçlar sayesinde yaşam süresinin uzayabildiğini söyledi.

İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, 20 Mayıs Dünya Klinik Araştırmalar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada klinik çalışmaların önemine ilişkin açıklamada bulundu.

Klinik araştırmaların modern tarihinin başlangıcı sayılıyor

Dünya Klinik Araştırmalar Günü’nün tarihçesine değinen Üyesi Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, klinik araştırmaların modern tarihinin 20 Mayıs 1747 tarihinde başladığının kabul edildiğini, bu nedenle 20 Mayıs Klinik Araştırmalar Günü olarak anıldığını söyledi.

Dr. James Lind’in skorbütle ilgili çalışması temel oldu

Bu özel günün tarihinin skorbüt hastalığı ile ilgili araştırmayla belirlendiğini belirten Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, “Bu hikâye bir gemide geçer. Salesbury gemisinde bir hekimin denizcilerde ölüme neden olan bir hastalığa skorbüte çare aramasıyla başlar. Denizcilerin beslenme ile eksiklikleri skorbüt adı verilen diş etlerinde kanama, halsizlik ve ölüme neden olan hastalığa neden olmaktadır.  Hekimlerin hastalıklara çare aramasının tarihi daha eskiye dayanmakla birlikte Dr. James Lind farklı olarak klinik belirtileri birbirine benzeyen 12 hastayı seçer ve farklı beslenmenin etkisini araştırır. Hastaları ikişerli gruplara bölerek 6 gruba aynı beslenmelerinin dışında farklı ilaveler yapar. Bir grup kontrol grubu olarak deniz suyu ilavesi alır. Birkaç hafta içinde limon ve portakal ile beslenen grupta belirgin iyileşme bulguları saptanır. Bugün iyi bildiğimiz C vitamini ve skorbüt hastalığı ilişkisi bu araştırmanın sonuçlarıyla aydınlanmıştır” diye konuştu.

Klinik çalışmalar, yeni tedaviler için adımdır

Klinik araştırmaların, yeni tıbbi tedavilerin, ilaçların veya prosedürlerin etkinliğini ve güvenliğini değerlendirmek için yapılan bilimsel çalışmalar olduğunu kaydeden Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, “Klinik ilaç araştırmaları veya diğer bir deyişle klinik çalışmalar, ilaçların insandaki farmakolojik etkilerini konu alır.  Klinik araştırmalar, gönüllü katılımcılar üzerinde kontrollü bir şekilde yapılan testler, ilaçların veya tedavi yöntemlerinin etkilerini belirlemek için gözlem ve değerlendirmeleri içerir. Bu çalışmalar, yeni tedavilerin geliştirilmesi, ruhsat süreçlerinin tamamlanması ve genel olarak sağlık alanındaki bilgiyi artırmak için önemli bir adımdır” dedi.

Etkili ve güvenli tedavi yöntemleri için önemli

Klinik araştırmaların yeni ilaçların, tedavi yöntemlerinin ve tıbbi cihazların geliştirilmesinde kilit rol oynadığını vurgulayan Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, “Klinik öncesi araştırmalar dediğimiz hücrelerde veya hayvanlarda yapılan laboratuvar araştırmaları değerli olmakla birlikte elde edilen sonuçların klinik araştırmalarla desteklenmesi gerekir. Klinik araştırmalar yeni tedavilerin geliştirilmesi, yeni ilaçların, tedavi yöntemlerinin ve tıbbi cihazların geliştirilmesinde kilit bir rol oynar” dedi.

Hastalıkların önlenmesine yardımcı olabilir

Bu çalışmalar sayesinde hastalıkların tedavisi için daha etkili ve güvenli yöntemler bulunabileceğini belirten Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, “Klinik araştırmalar, mevcut tedavilerin iyileştirilmesine de katkı sağlar. Var olan tedavilerin etkinliğini ve güvenliğini değerlendirmek için yapılan klinik araştırmalar, mevcut tedavilerin iyileştirilmesine ve daha iyi sonuçlar elde edilmesine yardımcı olur. Hastalıkların daha iyi anlaşılmasını, hastalıkların nedenlerini, belirtilerini, ilerlemesini ve tedavi seçeneklerini daha iyi anlamamıza yine klinik araştırmalar yardımcı olur. Bu sayede hastalıkların önlenmesi, tanı ve tedavi süreçlerinin geliştirilmesi mümkün olabilir” diye konuştu.

Bilim insanlarına rehberlik eder, literatüre katkı sağlar

Klinik araştırmaların, tıbbi bilginin artırılmasına önemli oranda katkıda bulunduğunun altını çizen Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, “Bu çalışmaların sonuçları, tıbbi literatüre katkı sağlar ve diğer hekimlere ve araştırmacılara rehberlik eder. Klinik araştırmalar sağlık alanında önemli bir role sahiptir” dedi.

Yaşam süresini uzatmada klinik çalışmaların önemi büyük

 Klinik araştırmaların sağlık alanında birçok konuda ve sorunun çözümüne katkıda bulunabildiğini ifade eden Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, sözlerini şöyle tamamladı:

“Hastalıkların daha iyi anlaşılması, önlenmesi ve tedavi edilmesi oldukça önemlidir. En çok yeni ilaç geliştirme alanında katkı sağlar. Kanser alanında yeni tedaviler, yeni geliştirilen ilaçlar klinik araştırmalar sayesindedir. Hipertansiyon, diyabet gibi toplumda sık görülen hastalıkların tedavisinde önemli ilaçlar yaşam süresini uzatmıştır. COVID-19 pandemisinde aşılar klinik araştırmalar ile geliştirilmiştir.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Devamını Oku

Uzmanlar uyardı! Evini evcil hayvanlarla doldurmak da bir hastalık!

Uzmanlar uyardı! Evini evcil hayvanlarla doldurmak da bir hastalık!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sosyal çevrede kabul görememe veya dışlanma hissinin de ‘Nuh Sendromu’nun ortaya çıkmasında etkili olabildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, bu sendromun bireylerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebildiğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Nuh Sendromu” hakkında bilgi vererek, tedavisi için hangi yöntemlerin kullanılabileceğini anlattı.

Evcil hayvan istiflemeye yönelik psikolojik durum

Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Nuh Sendromu, çoğunlukla yalnız hissetme, toplumdan dışlanma, farklılık ve anlaşılmama düşünceleri ve duygularıyla karakterize edilebilen ve bu gerekçeler nedeniyle de genellikle kedi, köpek gibi evcil veya çiftlik hayvanları olmak üzere kişinin bakamayacağı, ilgilenemeyeceği kadar hayvanı takıntılı bir şekilde istiflemesine yahut biriktirmesine yönelik bir psikolojik durumdur.” dedi.

Uyum sağlamakta güçlük çekenlerde ortaya çıkıyor 

 Bu sendromun, kişinin etrafındaki insanlarla uyum sağlamakta güçlük çektiği, kendini yalnız veya dışlanmış hissettiği durumlarda ortaya çıkabildiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kişi, çoğunluğun dışında kaldığını ve farklı olduğunu düşünerek kendisini sosyal manada izole hissedebilir. Bu durum, sosyal ilişkilerde zorluklar yaşamasına ve kendini ifade etmekte zorlanmasına neden olabilir. ‘Nuh Sendromu’ genellikle kişinin kendine özgü bir kimlik geliştirmekte zorlanması ve toplumda kabul görmek için çaba sarf etmesiyle ilişkilendirilir. Bu durumun altında yatan nedenler arasında çevresel faktörler, kişisel deneyimler ve duygusal travmalar bulunabilir.” diye anlattı. 

Bu kişiler kendisini toplumda dışlanmış hissediyor

‘Nuh Sendromu’nun, bireyin kendisini çevresi tarafından anlaşılmamış ve kabul görmemiş hissettiği, farklı ve yalnız olduğu yönünde düşünce ve duygulara karşılık bulan bir durum olduğunu da kaydeden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu sendrom, kişinin kendisini toplumda dışlanmış ve yalnız hissettiği, sosyal ilişkilerde zorlandığı ve düşük benlik değeri yaşadığı yönünde birtakım belirtilere sahiptir. Ayrıca belirtiler arasında sosyal izolasyon, farklılık hissi, düşük benlik değeri, sosyal ilişkilerde ve iletişimde zorluklar, duygusal zorluklar ve depresif hisler yer alabilir.” dedi. 

Dışlanma hissi sendromun ortaya çıkmasında etkili 

‘Nuh Sendromu’nun nedenlerinin birden çok faktörün etkisi altında olabildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şöyle devam etti:

“Bunların arasında çocukluk döneminde yaşanan travmatik deneyimler, aile içi ilişkilerdeki sorunlar, sosyal izolasyon, duygusal ihmal veya istismar, düşük benlik saygısı, mükemmeliyetçi kişilik özellikleri, aşırı empati duyma ve genetik yatkınlık gibi etmenler bulunabilir. Özellikle aşırı eleştirilme, reddedilme veya ihmal gibi olumsuz çocukluk deneyimleri, bireyin kendine olan güvenini zedeler ve duygusal olarak dışlanmış hissetmesine neden olabilir. Ayrıca, sosyal çevrede kabul görememe veya dışlanma hissi de ‘Nuh Sendromu’nun ortaya çıkmasında etkili olabilir. Bu faktörlerin kombinasyonu, bireyin kendini yalnız, anlaşılmamış ve dışlanmış hissetmesine ve ‘Nuh Sendromu’nun belirtilerini deneyimlemesine yol açabilir.”

Yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor

Sendromun bireylerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebileceğini de söyleyen Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu sendrom, sosyal etkileşimde zorluklar, iletişim eksikliği, tekrarlayan davranışlar ve sınırlı ilgi alanları gibi belirtilerle ilişkilendirilebilir. Bu durum, günlük yaşam aktivitelerini yerine getirme yeteneğini etkileyebilir, kişisel ilişkilerde sorunlara yol açabilir, iş, okul, diğer sosyal ortamlarda zorluklar ve genel yaşamın refahını azaltabilir. Ayrıca sağlık sorunlarının yaşanmasına da etki edebilir.” dedi.

Tedavi için hangi yöntemler kullanılır?

‘Nuh Sendromu’nun tedavisinin, genellikle multidisipliner bir yaklaşım içerdiğini ve bireyin spesifik ihtiyaçlarına ve semptomlarına yönelik olarak kişiselleştirilmiş bir plan oluşturmak gerektiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:

“Tedavi genellikle eğitim, terapi ve destek hizmetlerini içerir. Ayrıca farmakolojik müdahale de gerekebilir. Eğitim programları, bireyin iletişim becerilerini geliştirmeye, sosyal etkileşim yeteneklerini artırmaya ve günlük yaşam becerilerini kazanmaya odaklanır. Bilişsel Davranışçı terapi, tekrarlayıcı davranışları ve rutinleri yönetmeye, duygusal düzenlemeyi geliştirmeye ve uygun sosyal davranışları öğretmeye yardımcı olabilir. 

Ayrıca, aile eğitimi ve destek programları, aile üyelerinin bireyin ihtiyaçlarını anlamalarına, destek vermelerine ve etkili bir şekilde iletişim kurmalarına yardımcı olabilir. İlaç tedavisi bazen semptomların yönetimine yardımcı olabilir, özellikle Obsesif kompulsif bozukluk (Okb), anksiyete, depresyon gibi eşlik eden durumlar varsa. Tedavi, bireyin yaşam kalitesini artırmaya ve bağımsızlık düzeyini maksimize etmeye odaklanırken, erken tanı ve erken müdahale genellikle daha iyi sonuçlar sağlayabilmektedir.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.